16 Kasım 2017 Perşembe

‘Trafik kazası’ değil kasten öldürmeye teşebbüs! Dünya Trafik Mağdurlarını Anma Günü


‘Trafik kazası’ değil kasten öldürmeye teşebbüs!

Her yıl kasım ayının 3. Pazarı  Dünya Trafik Mağdurlarını Anma Günü… 1993 yılında İngiltere Road Peace Derneği tarafından başlatılan bu günü,  trafik mağdurlarını anmak, toplum ve kamuoyu bilinci oluşturmak için bir anma gününe dönüştürenler, 1995 yılından itibaren, Avrupa Trafik Mağdurları Federasyonu (FEVR) çatısı altından buluşan trafik mağdurları için çalışan sivil toplum kuruluşları oldu. Bu özel gün, ilk Avrupa Anma Günü olarak kutlandı. Daha sonra Güney Afrika, Arjantin ve İsrail’den sivil toplum kuruluşlarının katılmasıyla Dünya Trafik Mağdurlarını Anma Günü adını aldı. 26 Ekim 2005’te, Dünya Sağlık Örgütü’nün desteği ile BM tarafından da Trafik Mağdurlarını Anma Günü tanındı. Türkiye ise 2007’den itibaren bu günü resmi olarak tanıdı. Teknolojinin bu kadar geliştiği bir dünyada karayolu güvenliğinin sağlanamaması, karayolu ölüm ve yaralanmalarının önüne geçilememesi ülkemizin olduğu kadar tüm dünyanın en büyük sorunlarından biridir . Ancak Türkiye’de gelinen nokta, trafik mağdurları için sadece bir günde anılmasının yeterli olmadığını ortaya koymaktadır.  Öngörülebilen ve önlenebilen bu çarpışmalar nedeniyle hayatını kaybedenler ve yaralananların yakınları, mağdur haklarının korunması konusunda hala ciddi sıkıntılar yaşıyorlar.  Dünyada kayıtlara geçen ilk ölümlü trafik çarpışmasının 121 yıl, Türkiye’de ise 105 yıl önce meydana geldiğini düşünürsek, 100 yılı aşkın bir süredir tüm dünyanın uğraştığı bir sorun olduğunu söyleyebiliriz.

“İlk çarpışmadan beri şoför kaçıyor”
Türkiye’deki ölümle sonuçlanan ilk trafik çarpışmasının 105 yıl önce i 26 Ocak 1912’de yaşanmış. “Zincirlikuyu’dan Beyoğlu’na giden İtalyan Sefaretinin şoförü Frederico Rasi’nin, Şişli Camii’nin önünde İdris isimli bir Arnavut’a çarpması sonucu, ağır yaralı İdris’in hayatını kaybetmesi ile bu ilk ölümlü çarpışma kayıtlara geçti. O gün de şoför çarpışma sonrasında kaçtı. O günden beri “kaçma” alışkanlık haline geldi. Ancak şoför Rasi, Pangaltı’da yakalandı. İtalyan Sefareti devreye girdi ve İdris Bey’in ailesine yüklü bir tazminat verildi, şoför Rasi’ye ise gereken ceza kesilmiş ve dosya kapatılmış.” Trafik çarpışmalarında mahkeme dosyalarının kapatılması ise 105 yıldır süren bir gelenek olarak ülkemizde hala devam ediyor.

“Kaza, baştan affetmeyi öngörüyor”
Türkiye’de kayıtlı rakamlara göre 2016 yılında 7 bin 300 kişinin trafik çarpışmalarında hayatını kaybetti, 303 bin 812 kişi de yaralandı. “Bu çarpışmalara kaza denmesi en büyük sıkıntı. Çünkü ‘kaza’ kelimesi baştan affetmeyi öngörüyor. Oysa yaşananların hepsi dikkatsizlik ve sorumsuzluk nedeniyle meydana geliyor yani ‘öngörülebilirler’. Kırmızı ışıkta geçerseniz, bir çarpışmaya neden olursunuz; hızınızı kontrol edemeyecek şekilde artırırsanız, istenmeyecek sonuçları ortaya çıkarırsınız ve birine çarpıp kaçarsanız ‘bir insanın yaşam hakkını elinden alırsınız’. O zaman neden hala ‘kaza’ deniyor. Doğrusu ‘kasten öldürmeye teşebbüs’ olmalı ve adalet sistemi de buna göre şekillenmeli”dir. Trafik çarpışmalarının yüzde 90’ı sürücü hatası nedeniyle yaşanıyor ve ölümle sonuçlansa dahi bu olaylar hala 3’üncü sayfa haberi olarak görülüyor. Anlık çözümler ile gün kurtarılıyor. İnsanların yaşam hakkı yok sayılıyor ve asıl sorunlar her zaman olduğu gibi halının altına itiliyor. Araçlara verilen değer, insanlara verilmiyor. Trafik çarpışmaları ve sonuçları hala kader olarak değerlendiriliyor”.

“Çarpışma kader değil”
Trafik çarpışmalarına hala  kader olarak  bakıldığı için mağdurların haklarını araması neredeyse imkansız hale geliyor. “Çarpışma sonrası devletin sizin yanınızda olmasını beklerken neredeyse bütün kurumlarını karşınıza geçmiş olarak buluyorsunuz. İlk olarak çarpışmanın hemen ardından hastaneye gidilmek zorunda olunduğu için Sağlık Bakanlığı ile; ölümlü bir kaza ise devreye polis girdiği için İçişleri Bakanlığı ile; olay yargı sürecine taşındığı için Adalet Bakanlığı ile; eğer çarpışmada yol kusuru varsa Ulaştırma, Denizcilik, Haberleşme Bakanlığı ve Belediyeler ile karşı karşıya kalıyorsunuz. Ehliyeti veren kurum Milli Eğitim Bakanlığı olduğu için ona, çarpışma sonrası aldığınız rehabilitasyon ve psikolojik destek almak için Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı’na, yakınınızın ölümü sonrası size maaş verecek kurum Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı ile bu bakanlığa bağlı Sosyal Güvenlik Kurumu olduğu için bunlara da tek tek derdinizi anlatmak zorundasınız. “Bu süreçleri sağlıklı bir şekilde atlatabilirseniz ne ala.
Çünkü sıkıntı bununla da bitmiyor. Toplumun geneli çarpışmalara kader diye baktığı için hakimler de ‘giden gitti, kalan sağlara bakalım’ anlayışı ile hareket ediyor. Ve olay basit bir ‘trafik kazası’ olarak ele alınıyor. Sonunda herhangi bir yaptırım öngörülmediği için manevi tazminatlar ödenmeyerek zaman aşımına uğruyor. Ayrıca maddi tazminatlarda da son çıkan torba yasalarla araçların değeri güvence altına alınıp, insan yaşamının değeri azaltıldığı için bir işe yaramıyor. Bu nedenle verilen cezalar ceza olmaktan çıkıyor adeta bir ödüle dönüşüyor” .

“Basit bir trafik kazası gibi görülemez”
Özellikle ‘çarpıp-kaçma’nın bir alışkanlık halinde,  “Davalar, hakim takdirinde bir karar olduğu için, basit bir trafik davası olarak görülmeye devam ediyor. Halbuki gelişmiş ülkelerde çarpıp kaçanlar, ‘yaşam hakkını ihlal etmekle’ yargılanıyor. Çünkü çarpıp kaçmak bir kaza değil, bilinçli olarak bir insanın yaşam hakkını ihlal etmektir.

Dünya Trafik Mağdurlarını Anma Günü vesilesiyle yollarda hayatını kaybeden, sakat kalan ve yaralanan milyonlarca insanımızı sevgi ve saygı ile anarken, devletimizin de artık bu olayları ‘yaşam hakkını ihlal’ olarak görmesi gerektiğini düşünüyoruz”.












29 Kasım 2016 Salı

TRAFİK ÇARPIŞMALARI, TRAFİK MAĞDURLARI VE İSTATİSTİKLER

Trafik ve trafik çarpışmaları ülkemizin en önemli sorunlarından birisidir.  Dünya Sağlık Örgütü 2011 yılında trafik çarpışmalarını “Önlenebilir Küresel Halk Sağlığı” sorunu olarak ilan etti. Trafik ve trafik çarpışmaları, yıllardır sürüp gitmekte ve kanıksanmış bir sorun olarak  büyümeye devam etmektedir. Her gün yollarda ölüyoruz ve yaralanıyoruz, her gün çarpışma haberlerini okuyoruz ve her gün bu kadar ölümlerin,  yaralanmaların ardından kafamızı  kuma sokup, görmeden, önlemeden, sonrasında destek vermeden, ödül gibi cezalar veren bir yargı sistemi içinde yaşayıp gidiyoruz. TUİK ve Emniyet Genel Müdürlüğünün istatistiklerine göre,  trafik çarpışmalarının   % 88’nin sürücü kusurlarından kaynaklandığını göstermektedir.  Oysa, bir anlık dikkatsizlik ve kural tanımazlık, binlerce insanın hayatının yok olmasına neden oluyor.

Trafik tüm bileşenleri ile bütün toplumu ilgilendiren ve devletin tüm kademesinin içinde olduğu bir seferberlikle,  kamu politikası oluşturularak acil çözümlenmesi gereken büyük  bir sorundur. Sadece ulaşım çözümleri trafiğin problemini ortadan kaldırmaz. Pek çok bileşenden oluşur trafik problemi, en başta yayalar olmak üzere, trafik mağdurları, araçlar, bisikletliler, motosikletliler, engelliler ve tüm bunların yanında belediyeler, karayolları, trafik ile ilgili kurum ve kuruluşları da kapsar. Yürümek, bir yerden bir yere gitmenin en temel aracıdır. Hepimiz öncelikle “YAYA”yız. Hepimizin güvenli ve konforlu yollara gereksinimi var çünkü evimizden çıkıp, adımımızı sokağa attığımız andan itibaren yaya oluruz. Okula, markete ya da aracımıza giderken, hep yayayız. Adımımızı dışarıya atıp, sokağa çıktığımızda “Güvenli Yollar”ın olması bir yaya olarak en temel hakkımız.

Ülkemizde ve dünyada çok fazla trafik çarpışması oluyor ve pek çok kişi bu çarpışmalar sonucu hayatını kaybediyor ya da sakat kalarak hayatını sürdürüyor. Biz “kaza” demiyoruz, çünkü kaza baştan affediyor. Oysa hepimiz biliyoruz, kırmızı ışıkta bir araç geçerse, bir yayaya zarar verebilir. Her zaman araçta yolculuk ederken, gideceğimiz yol kısa dahi olsa, emniyet kemerimizi takmalıyız. Bir araç birine çarpıp kaçarsa, o insanın yaşam hakkını elinden almış olur. Trafikte kurallara uymadığımız takdirde, sonuçların ne olabileceğini baştan biliyoruz. İşte bu nedenle de “kaza” değil çarpışma diyoruz. Devletin en önemli görevi bizim güvenliğimizi ve güvenli ulaşımımızı sağlamaktır. Yani tüm bunlar öngörülebilir sonuçlar o zaman neden hala “kaza” diyoruz.
Trafik Eğitim ve Araştırma Dairesi, 2015 yılı verilerine göre,
Toplam çarpışma sayısı
412.039
Toplam ölümlü çarpışma sayısı
     6.412
Toplam yaralanmalı çarpışma sayısı
176.599
Toplam ölüm sayısı
     7.530
*Olay yeri 3.831

*Olay sonrası 30 günlük dönemde 3.699

Toplam yaralı sayısı
304.421


2015 yılında, istatistiklerde yer alan  7.530 insanımız yollarda hayatını kaybetmiş ve 304.421 insanımız da yaralanmış. Ateş düştüğü yer yakıyor ama  Yol kayıp ve yaralanmalarının ardından ilk ortaya çıkan fiziksel, psikolojik, duygusal ve ekonomik yıkımdır. Dünya genelinde de  1,2 milyon ölüm ve 50 milyon yaralanma, her yıl istatistiklere giren bu rakamlar, her bir olayın ardında tarifi mümkün olmayan bir acı ve çaresizliği ortaya çıkartır. Ne yazık ki, yedek parça kullanımı, aracın değer kaybı gibi bir tenekeye gelebilecek zararlar teminat altına alınmış ama insanların gördüğü zararlar teminat dışında bırakılmış. Trafik çarpışmaları sonucu zarar gören araçların yedek parçası var ama ya insanların? 

Trafik çarpışmaları ve çarpışma sonucu yaşanan sorunları oluşturan etkenler ahtapot gibi pek çok koldan oluşuyor. Bu sorunun ilgili kurumları da her bir aşamada farklılık gösteriyor. Trafik mağdurları, çarpışma sonrası her kurum ile ayrı ayrı uğraşmak ve hakkını aramak için çaba göstermek zorundadır.

Çarpışma olduğu anda hemen acil yardım gerekmektedir. Bu anda Trafik Mağdurları Sağlık Bakanlığı ile karşılaşır. Ambulans ve acil yardım sonrasında hastane tedavisi gelir. Ölümlü ve yaralanmalı çarpışmalarda polis soruşturması yapılır ve polis çarpışma dosyasını hazırlar, polis geldiği andan itibaren trafik mağdurları İçişleri Bakanlığı ile muhataptır
Polis soruşturması bittikten sonra yargı süreci başlar ve trafik mağdurları Adalet Bakanlığı ile karşı karşıya gelir. Bu arada sigorta şirketleri devreye girer. Eğer çarpışmada yol kusuru varsa Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanlığı ile Belediyeler de trafik mağdurlarının muhatabı olur. Trafik çarpışmalarında en büyük sorun, çarpışma sonrasında yaşanan ve ödül gibi cezalarla sonuçlanan, mağdurların mağduriyetini daha da artıran yargı sürecidir.
Genelde yanlış yorumlanan kadermiş anlayışı, yargı sürecinde hala devam etmekte, giden gitmiş, kalanı kurtaralım düşüncesi, dava sürecinin her aşamasında kendisini göstermektedir. Özellikle “çarpıp-kaçma” artık bir alışkanlık haline gelmiş ve hakim takdirinde bir karar olduğu için de, basit bir trafik davası olarak görülmeye devam etmektedir.  Gelişmiş ülkelerde çarpıp kaçmak, “yaşam hakkı ihlali” olarak yargılanmaktadır. Oysa çarpıp kaçmak bir kaza değil, bilinçli olarak bir insanın yaşam hakkını ihlal etmektir. Hukuk davasında çıkan tazminatlar ise hiçbir yaptırımı olmadığı için, zaman aşımı sonunda ödenmeden yok olup gitmektedir.  
Çarpışma sonrasında alınacak ve alınması gereken rehabilitasyon ve psikolojik destek sürecinde de, Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı devreye girer. Bir de çarpışma sonrası sakatlıklar vardır. Uzun, yıpratıcı ve çözümsüz bir süreçtir trafik mağdurlarının yaşadığı.  

Haklarımızı, bu haklara nasıl ulaşacağımızı, davamıza nasıl sahip çıkacağımızı ve haklıyken nasıl haksız duruma düşmeyeceğimizi hala bilmiyoruz. Bizim için yani Trafik mağdurları için yargı süreci kararları en önemli sorunlarımızdan birisidir. 
 

23 Eylül 2016 Cuma

Sabah köprü trafiğinde yol alırken gökten bir metrobüs düşüyor!

23 Eylül 2016, İstanbul

“Avrupa Yakası'ndan gelen 34 TP 2406 plakalı metrobüs, Acıbadem durağında yoldan çıkıp, karşı yönden gelen çift katlı otobüsle çarpıştı. Metrobüs, çarptığı araçlardan 6'sını da altına aldı.” CNNTURK
Sabah işe giderken, köprü yolunun en kalabalık olduğu saatte, duran trafikte,  yağmurlu bir havada  bir anda aracınızın üzerine metrobüs düşüyor.  Filmlerde olabilecek sahnelerden biri yine bizim ülkemizde gerçekleşiyor. İddiaya göre metrobüste yolcu, sürücüye tekme atmış, sürücü kontrolünü kaybetmiş ve yan şeride uçmuş, araçların üzerine düşmüş. Yaralılar var deniyor haberlerde, dilerim bir can kaybı olmaz.
İETT, Metrobüs ve halk Otobüsü sürücüleri 1-2 yılda bir psikoteknikten geçiyor ve raporları yenileniyor. Türkiye’de ilk psikoteknik raporunu veren kurum İETT.  Sürekli eğitim alıyorlar, stres, sürücü davranışlarını geliştirme, sürüş teknikleri  gibi pek çok profesyonel eğitim alıyorlar. Bunların hepsi çok önemli çalışmalar ama hala metrobüse bindiğimde sürekli telefonu ile oynayan sürücüleri görüyorum ve diyorum ki sanırım “ikisi bir arada kullanılmaz” cep telefonunu araç sürerken kullanma eğitimini almamışlar. Yolcuya davranışlarına gelince de hiç biri stres ya da sürücü davranışları eğitimine gitmemiş, mazaretli oldukları için katılamamış hiç birisi...
İstanbul’da araç kullanmak eziyetli bir durum, ticari sürücüler için ise çok zor ama meslekleri sürücülük. Sürücülük çok ciddi bir iş, can emanet ediliyor ve herkesin yapamayacağı bir meslek. Ayrıca bu ülkede her 18 yaşına gelende ehliyet almak zorunluluğunda değil. Ehliyet alıp, trafiğe çıkarken aracı kullanabilir mi? Kullanamaz mı diye bakmak gerekiyor. Sadece geri park ettirme ve vites değiştirme değildir araç kullanmak. Ehliyet aldıktan sonra ticari sürücü olacak ise mutlaka sürücü davranışlarına bakılması gerekir. Stres altında nasıl araç kullanıyor, panik oluyor mu? Konsantrasyon, dikkat durumu nasıl? Kolay sinirleniyor mu?  Dün bir servis sürücüsü aracında bacaklarından vuruldu, servisler de denetleniyor sözde… o servis içinde çoculşar olsaydı ne olacaktı? O çocukların yaşadığı travma nasıl geçecekti? Bunları hiç düşünüyor muyuz?
İşe gitmek için kabus bir  trafiğin içinde yol almaya çalışıyorsunuz, radyonuz açık, günü nasıl geçireceğinizi düşünürken gökten metrobüs kafanıza düşüyor. Bu haberi televizyonlardan izlediğimizde de şaşırmıyoruz, olabilir diyoruz neredeyse, sanırım toplu aymazlık ve cinnete doğru gidiyoruz el ele…
Biz “kaza” demiyoruz, çünkü kaza baştan affediyor. Oysa hepimiz biliyoruz, kırmızı ışıkta bir araç geçerse, bir yayaya zarar verebilir. Her zaman araçta yolculuk ederken, gideceğimiz yol kısa dahi olsa, emniyet kemerimizi takmalıyız. Bir araç birine çarpıp kaçarsa, o insanın yaşam hakkını elinden almış olur. Trafikte kurallara uymadığımız takdirde, sonuçların ne olabileceğini baştan biliyoruz. İşte bu nedenle de “kaza” değil çarpışma diyoruz. Devletin en önemli görevi bizim güvenliğimizi ve güvenli ulaşımımızı sağlamaktır.
Suat Ayöz Trafik Mağdurları Derneği

Yeşim Ayöz

10 Kasım 2015 Salı

Yollardaki katliama dur demek ve yol suçlarına hayır demek için hatırlatma zamanı… Karayolu ölümlerini, yaralanmalarını durdurmak için harekete geçin! 15 Kasım 2015 Dünya Trafik Mağdurlarını Anma Günü


Her yıl kasım ayının 3. Pazarı Trafik Mağdurlarını Anma Günü.  15 Kasım 2015 Pazar günü farklı ülkelerde, farklı şehirlerde, ortak duygularla, yollarda hayatını kaybeden, yaralanan, sakat kalan milyonlarca insanımızı sevgi, saygı ile anmak ve trafik mağdurlarının yaşadıkları sorunlara dikkat çekmek için bir araya geliyoruz. Bu yıl, Dünya Trafik Mağdurları Anma Gününün, 20., Birleşmiş Milletler tarafından tanınmasının da 10. Yıldönümü, her yıl olduğu gibi; dünya genelinde liderler, karar vericiler, Sivil Toplum Kuruluşları ve mağdurlar düşüncelerini aktaracak, sorunlarını paylaşacak, çözüm önerilerini sunacak ama bu kadar büyük bir problem için tek bir gün anma yetmeyecek. Dünya Sağlık Örgütü'nün raporlarına göre dünyada her yıl 1 milyon 250 binin üzerinde insan trafik çarpışması sonucu hayatını kaybediyor .
15-19 yaş grubu gençlerin ölüm nedenleri arasında trafik çarpışmaları 1. Sırada yer alıyor.
10-14 ve 20-24 yaş grupları ölüm nedenleri arasında ise  2. Sırada yer alıyor.
Trafik çarpışmaları tüm dünya ülkelerinin ortak sorunu. Karayolu, ölümleri ve yaralanmaları, aynı terör, salgın hastalıklarla mücadele gibi  dünyanın en büyük halk sağlığı sorunlarından birisi.  Trafik çarpışmalarının büyük bir kısmı önlenebilir, öngörülebilir olaylardır. Trafik Çarpışmaları ile mücadele, karayolu ölüm ve yaralanmalarının azalması için acil önlemlerin alınması, sadece bir günlük anma ile değil, her gün bu konuda devlet tarafından iyileştirmeler yapılarak, ölüm ve yaralanmaların azaltılmasıyla mümkün olabilir. Umudumuz, yol tehlikelerinin;  karayolu ölüm ve yaralanmalarının azaltılarak, önlenebilir ve öngörülebilir trafik çarpışmalarının azalarak,  gelecekte daha az yol kurbanlarının olmasıdır.

İlk kayıtlı trafik çarpışması, 1896 yılında  Bridget Driscoll isimli bir İngiliz bayanın Londra’da bir arabanın çarpması sonucu hayatını kaybetmesi ve soruşturmayı yürüten savcının “ böyle bir şeyin bir daha asla olmasını istemiyoruz” sözünü ile tarihe geçmiş.  113 yıl sonra ise yılda 1.250 milyon kişi yollarda hayatını kaybediyor ve her kayıp yanında, bir kişi de kalıcı sakatlıklarla hayatını sürdürmek zorunda kalıyor. Trafik çarpışmaları dünyanın her tarafında olduğu gibi bizim ülkemizde de pek çok ailenin hayatını karartmaya hızla devam ediyor. Teknolojinin yükselmesi ile yol kurbanlarının sayı da artıyor. Çarpışmaların azaltılması için harcanan çabalara rağmen küresel yol ölümleri hızla artmaya devam ediyor. Yol ölüm ve yaralanmaları, ani, şiddetli, travmatik olaylardır, etkisi genellikle kalıcı ve  hayat boyu yaşanan mağduriyetlerdir.

Dünya Trafik Mağdurlarını Anma Günü
Dünya Trafik Mağdurları (WDR) Anma Günü, her kıtadan çeşitli ülkelerin, giderek artan katılımıyla her yıl Kasım ayının üçüncü Pazar günü yapılmaktadır. Bu gün(WDR), trafik çarpışmaları sonucu yaşamını kaybeden ya da yaralanan milyonlarca mağdur ve ailelerini anmaya ve ölüm ve yaralanmadan kaynaklanan travmalar sonrasında onlara destek olan acil servis ve güvenlik ekiplerini, sağlık uzmanlarını onurlandırmaya adanmıştır. 1995’ten bu yana, Avrupa Trafik Mağdurları Federasyonu, FEVR çatısı altından buluşan Trafik Mağdurları için çalışan sivil toplum kuruluşları bu özel günü ( 1993 yılında İngiltere RoadPeace tarafından başlatılmıştı), trafik mağdurlarını anmak, toplum ve kamuoyu bilinci oluşturmak için yıllık bir anma günü haline getirmişlerdir. Öncelikle Avrupa Anma Günü olarak başlayan bu özel gün daha sonra Güney Afrika, Arjantin ve İsrail’den Sivil Toplum Kuruluşlarının da katılmasıyla Dünya Anma Günü adını almıştır. 26 Ekim 2005 tarihinden itibaren Dünya Sağlık Örgütünün desteği ile BM tarafından Trafik Mağdurlarını Anma Gününü tanındı ve dünya genelinde katılım sağlandı. Türkiye  2007 yılından itibaren Trafik Mağdurlarını Anma Gününü  resmi olarak tanıdı. Her yıl Kasım ayının 3. Pazarı, tüm dünyada Trafik Mağdurlarını  Anma  Günüdür.  Dünyanın her yerinde, yollarda hayatını kaybeden ve yaralanan milyonlarca insanımızı sevgi ve saygı ile anmak için bir araya geliyoruz.
 “Bir ülkenin trafik çarpışmalarına  ve yaralanmalarına gösterdiği önem yol güvenliğine verdiği önemi de gösterir.”
Dünya Trafik Mağdurlarını Anma Günü’ne neden ihtiyaç var?
Trafik çarpışması sonucu ölümler ve yaralanmalar ani, şiddetli ve travmatik olaylar olarak bireyler üzerinde ömür boyu etkisini sürdürebilecek, çoğunlukla kalıcı olan etkiler bırakır. Her yıl, dünyanın her köşesinde gerçekleşen yeni çarpışmalarda yaşamını yitiren ya da sakatlanan milyonlarca trafik mağduru ve yakını , yıllardır acı çekmekte olan bu topluluğa eklenmektedir.
Milyonlarca kişinin yaşamakta olduğu bu büyük acı ve kederin yükü çok büyüktür çünkü trafik mağdurlarının büyük çoğunluğu gençtir ve ne yazık ki birçok çarpışma önlenebilir niteliktedir; ayrıca trafik kazalarından kaynaklanan ölüm ve yaralanma olaylarında mağdurlara ve ailelerine verilen yanıtlar ve kazaya karşı uygulanan kararlar genellikle empatiden uzaktır, eksiktir ve kaza sonrasında oluşan yaşam/yaşam kalitesi kaybı karşısında oldukça yetersizdir.
Bu özel Anma Günü, trafik mağdurlarının büyük ihtiyaç duyduğu bir konuda; yaşadıkları kayıp ve acıların kamuda tanınmasını ve kamu desteğinin sağlamasını amaçlamaktadır.
Dünya Trafik Mağdurlarını Anma Günü, çarpışma nedeniyle gerçekleşen ölüm ve yaralanmaları engellemek /durdurmak için çalışan tüm kamu/devlet ve özel sektör görevlileri için de önemli bir araç haline gelmiştir. Çünkü trafik çarpışmalarının giderek artan sayısıyla oluşan tehlikenin boyutuna dikkat çekip, çarpışma nedenli ölüm ve yaralanmaların insan yaşamına büyük etkisini göstererek, bu katliamın bir an önce önlenmesi için duyulan acil ihtiyacı ifade etme olanağı tanımaktadır.
Dünya Sağlık Örgütü ve BM’nin global tanıtım desteği
2003 yılında Dünya Sağlık Örgütü,Trafik Mağdurlarının haklarını savunan Sivil Toplum Kuruluşlarının biraraya geldiği bir toplantıya ev sahipliği yaptı ve Dünya Anma Günü’nün Birleşmiş Milletler tarafından tanınması konusu görüşüldü. DSÖ ‘nün devam eden desteği ve 2004 yılında Birleşmiş Milletler Genel Kongresi’nde dünya çapındaki trafik kazalarının bilançosu vurgulamak amacıyla global bir günün belirlenmesi teklifi, 26 Ekim 2005’te BM Genel Kongresi’nde alınan BM Kararı 60/5 “ Trafik mağdurları ve ailelerinin özel şekilde tanınması” ile Dünya Günü olarak özel bir anma gününün belirlenmesini sağladı. Üye ülkeler ve uluslararası toplumun bugünü tanıması teşvik edildi.


28 Eylül 2015 Pazartesi

Sadece Bayram Günlerine Özel Önlemler ile Yollardaki Kayıplar Azalır mı?

Bir bayramı daha geride bıraktık. Yollar yine bildiğimiz gibi can aldı, manşetler yine” bilanço ağır oldu” diye çıktı. Aynı şeyleri tekrar edip, farklı sonuçlar bekledik, denetimi sadece bayramlık yaptık, kurallara uymadık, her zaman ki gibi “bana bir şey olmaz” dedik ve bir çeşit bilinç körlüğü yaşadık. “9 günlük bayram tatilindeki trafik kazalarında 134 kişi öldü, 816 kişi yaralandı.” www.ntv.com.tr. Kayıp ve yaralı sayıları sadece basına yansıyan çarpışma haberlerinden ve 27 Eylül 2015 saat 17.00e kadar olan çarpışmalar.
Son iki yılın bayramlarına baktığımızda ise gördüğümüz tablo çok da farklı değil.
2014 Ramazan Bayramı 4 Gün toplam 92 kayıp, 657 yaralı. 29 Temmuz 2014 Milliyet
2015 Ramazan Bayramı 4 Gün toplam 64 kayıp, 312 yaralı. 18.7.2015 Milliyet
2014 Kurban Bayramı 4 Gün toplam 58 kayıp, 295 yaralı.8 Ekim 2014  ww.aljazeera.com.tr
2015 Kurban Bayramı 9 Gün toplam 134 kayıp, 816 yaralı. 27.9.2015 www.ntv.com

Bayramlık önlemlerimizi alıyoruz, denetimler artıyor, uyarılar yapılıyor, trafik polisleri yollarda görev yapıyor ama biz sadece bayramlarda değil,  her gün yollarda ölüyoruz. Resmi olmayan rakamlara göre hala yılda 8.000-10.000 insanımızı yollarda kaybediyoruz. Yol kayıp ve yaralanmalarının neden olduğu bu büyük sorunu, her zaman tozu halının altına süpürür gibi, süpürüyoruz ve öteliyoruz.  Binlerce insanımızın yollarda yok oluşunu izliyoruz, arkasından genellikle kader diyoruz ve ne yazık ki yapılan her çalışmayı, tamamlanmadan bir proje dosyası olarak raflara kaldırıyoruz. Yıllar önce bir trafik yasası hazırlandı ve 2008 yılından beri Meclis’te bekliyor. Torba yasadan yasalar çıktı ama yönetmelikler ve uygulamalar çıkmadı. Günü kurtaracak çözümlerle karayolu ölüm ve yaralanmalarını azaltmaya çalışıyoruz. 2009 yılında Moskova’da 10 yıllık Eylem Planını imzalamış bir ülke olarak sorumluluklarımızı yerine getirmiyoruz. Denetimi sürekli yapmazsak, toplumun her kesiminde karayolu ölüm ve yaralanmaları ile ilgili bir farkındalık oluşturmazsak ve, bu büyük sorunu bir devlet politikası olarak çözümlemezsek her yıl aynı manşetleri atarız, her yıl binlerce yeni trafik mağdurunu aramızda görürüz. Açılışlara, ,temel atma törenlerine ayırdığımız zamanın ve bütçenin  sadece dörtte birini  karayolu ölüm ve yaralanmalarını azaltmak için ayırabilseydik, bu kadar kabarık rakamlarla karşılaşır mıydık?  
Bir de madalyonun diğer yüzü var, trafikte meydana gelen ölüm ve yaralanmalar sadece bir rakam ya da istatistik değildir. Trafik mağdurlarının hepsi gerçek insanlar ve yaşananlar gerçek aile trajedileri. Trafik çarpışması sonucu bir yaşamın kaybının ardından, geride kalanların da kayıpları çok fazladır.   Ailesi, arkadaşları, okulu, işi, sosyal çevresi ve ülkesi de onu kaybetmiş olur. Çarpışma ardından gelen sorunlar, yaşanan sıkıntılar ve hak alma çabaları yıllarca sürmekte, yaşanan kaybın yanında yeni mağduriyetler de ortaya çıkartmaktadır.
Biz trafik kazası demiyoruz çünkü “kaza” kelimesi baştan affetmeyi öngörüyor. Oysa yaşananların hepsi dikkatsizlik ve sorumsuzluk nedeniyle meydana geliyor yani “öngörülebilir”. Güvenli yollar ve araçlar yapmazsanız yol güvenliğini sağlamazsınız; kırmızı ışıkta geçerseniz, bir çarpışmaya neden olursunuz, hızınızı kontrol edemeyecek şekilde artırırsanız, istenmeyecek sonuçları ortaya çıkarırsınız ve birine çarpıp kaçarsanız “bir insanın yaşam hakkını elinden alırsınız”. O zaman neden hala “kaza” diyoruz!

20 Temmuz 2015 Pazartesi

Çiçekçi Mehmet Emin Kaya

Çiçekçi Mehmet Emin Kaya 11 Temmuz 2015 tarihinde saat 3.30 da, muhtemelen alkollü, sorumsuz ve güya bir hukuk öğrencisi tarafından öldürüldü. Buna kimse kaza diyemez, çünkü arabayı orada bırakıp, elini kolunu sallaya sallaya kaçtı ve işin komiğin hala yakalanmadı. Babası açıklamış, psikolojik tedavi görüyormuş, bitince kendi eliyle teslim edecekmiş, ey katilin babası senin oğlunun psikolojisi bozulmuş ama Mehmet’in hayatı bitmiş ve Mehmet’in hayatını senin oğlun almış. Belki istemeden almış ama o arabadan çıkıp gitmesiyle, Mehmet’i orada bir başına bırakmasıyla, silahla vurması arasında bir fark kalmamış.
Suat’tan bir köşe önce olmuş çarpışma, Feride geçidinde, Suat da Mark’s&Spencer önünde, Mehmet 34 yaşındaymış,  Suat 35, Mehmet’e  3.30’da çarpmış, Suat’a 3.43…
Mardin’liymiş aslen Mehmet, ailesi İzmir’e taşınmış.  15 yıl, Barış Büfenin karşısındaki çiçekçide çalışmış, Ziraat bankasının önündeki,  çok iyi bir çocuktu diyor tanıyanlar. Evlenmek için ayrılmış, evlenmemiş ve 2 yıl önce Feride Geçidinin orada kendi tezgahını açmış. Ailesi çiçekçileri gezmiş, kimseye borcu var mıydı diye, alacağı çıkmış Mehmet’in, toplanan para ile hayır yapacakmış ailesi. Anlaşmak için haber göndermiş katilin babası, Mehmet’in ailesi olmaz demiş, anlatıyorlar, yeraltındanmış babası, korkutuyormuş ama Mehmet’in ailesinde öğretmenler, avukatlar var, hapse girmesini istiyorlar  diye…
Bu basit bir trafik çarpışması davası değil, en iyi olasılıkla bilinçli olarak bir insanın yaşamına kast etmek. Ağır cezada yargılanması gerek. Teslim olduğu anda hapise girmesi gerek. Mehmet’in ailesinin araca tedbir koydurması ve inceleme istemesi gerek. Alkol 3 günde vücuttan temizlenir ama uyuşturucu 3 ay kıl kökü testi ile tespit edilebilir, mutlaka kıl kökü testi istenmesi gerek.  Giden gitti, kalanı kurtaralım mantığının işlememesi gerek bu davada. Yapanın da ceza aldığı bir sonuç olmalı artık yargıda. Baba oğlunu koruyor ya da koruduğunu sanıyor ama bu arada başka insanları tehdit ve korkutma yolu ile baskı yapmaya çalışıyor, oysa bu ülkede bir devlet varsa, adalet denilen bir sistem varsa, kimsenin hakkı zorbalıkla alınmaz, alınmaması gerek.

Ben bu filmin benzerini 9 yıl önce yaşadım, o zaman ağır cezada dava görülsün diye 3 kez üst mahkemeye başvurmuş ve sonunda kabul ettirmiştim ama ihmal sonucu kasten adam öldürmekle açılan dava sonunda 2.6 yıl ceza ile bitmişti. Haklıyken haksız duruma düşerek ve yargı ile ilgili tüm  iyi düşüncelerim yok olarak bitti benim davam. Manevi tazminat hala açık  ve dosya kapanmasın diye , hala uğraşıyorum. Bir gün mutlaka bu ülkede de çarpıp kaçmak 2. Derece cinayet olarak yargılanacak ve Mehmet’in davasında da yasada yer alan ve olması gereken karar uygulanacak.

14 Temmuz 2015 Salı

Trafik çarpışmaları için tutulan istatistiklerde, yollarda hayatını kaybetmeyen ve yaralanmayanların sayısını öğreneceğiz

Bir bayram daha geldi, tatil başlamadan yollar can almaya başladı. Bayrama 2 gün kala, 14 Temmuz 2015 basına yansıyan trafik çarpışmalarında, yollarda hayatını kaybedenlerin sayısı 32,  yaralı sayısı ise  164.  Yakın bir zamanda,  trafik çarpışmaları için tutulan istatistiklerde,  yollarda hayatını kaybetmeyen ve yaralanmayanların sayısını öğreneceğiz. Her gün yollarda ölüyoruz ve yaralanıyoruz, her gün çarpışma haberlerini okuyoruz ve her gün bu kadar ölümlerin,  yaralanmaların ardından kafamızı yine kuma sokup, görmeden, önlemeden, sonrasında destek vermeden, ödül gibi cezalar veren bir yargı sistemi içinde yaşayıp gidiyoruz.    
TUİK ve Emniyet Genel Müdürlüğünün istatistiklerine göre,  trafik çarpışmalarının   % 88’nin sürücü kusurlarından kaynaklandığını göstermektedir.  Bir anlık dikkatsizlik ve kural tanımazlık, binlerce insanın hayatının yok olmasına neden oluyor.
14 Temmuz 2015 Maltepe sahil yolunda kırmızı ışıkta bekleyen bir motosiklet sürücüsü olay yerinde hayatını kaybetti. Neden aşırı hız nedeniyle direksiyon hakimiyetini kaybedip, karşı yöne geçen bir araç. Siz hiç kırmızı ışıkta beklerken, karşı yönden bir araç benim üzerime düşecek ve ben hayatımı kaybederim diye düşünür müsünüz? Fakat aşırı hız nedeni ile direksiyon hakimiyetini kaybedeceğinizi her zaman düşünürsünüz, bu bir kaza mıdır o zaman?
11 Temmuz 2015, yer Bağdat Caddesi, saat 3.30, aşırı hızlı olduğu  söylenen bir araç direksiyon hakimiyetini kaybedip, çiçekçinin hayatını kaybetmesine neden oldu ve aracı bırakıp kaçtı. Araç belli, plaka belli, her taraf güvenlik kamerası dolu ve sürücü hala yakalanamadı. Çarpışma olana kadar belki bu sonucu istemedi sürücü ama olay anında kendini kurtarmak için kaçtı, o zaman  planlanmış bir cinayetten bir farkı var mıdır bu olayın?
11 Temmuz 2015, yer Bağdat Caddesi,  makas atarak ilerlediği söylenen bir araç kaldırımda yürüyen 3 gence çarptı, 18 yaşındaki Hasan Hüseyin Koşum feci bir şekilde hayatını kaybetti,  19 yaşındaki  Nurettin Gümüş  ve 18 yaşındaki  Selami Yüksel yaralandı. Sürücü sağ ön lastiği patladığı için tutuklanmadı, acaba sürücünün hızı kontrol edilebilir olsaydı 1 kayıp ve 2 yaralı olur muydu?
1 haziran 2015 tarihinde zorunlu trafik sigortası değişti, araçlar kolaylık sağlayan değişiklikler yapılmış. Yedek parça kullanımı, aracın değer kaybı gibi bir tenekeye gelebilecek zararlar teminat altına alınmış ama insanların gördüğü zararlar teminat dışında bırakılmış. Sağlık giderleri SGK ya devredilmiş, tek taraflı çarpışmalarda tazminat hakkı yok edilmiş, tazminat hesaplamasında asgari ücret baz alınmış. Trafik kanunumuzda yer almayan yaya ve insan faktörü, zorunlu trafik sigortasının da dışında bırakılmış.
Bayram geliyor, yollar kalabalık, her tarafta ayrı bir çarpışma var. Hepimiz biliyoruz,
Hız bizi değil, biz hızımızı kontrol etmeliyiz.
Emniyet kemeri mutlaka kullanmamız gerek.
Trafik işaretlerine uymamız gerek.
Gerekli takip mesafesini korumamız gerek.
2 saatte bir 15 dakikalık molalar vererek yola devam etmemiz gerek.
Uykulu ve yorgun yola çıkmamak gerek.
Yolda traktörlere, ağır vasıtalara , yol çalışmaları ve mıcırlı yola dikkat etmek, ağır yemek yememek, dikkati düşürecek ilaç kullanmamak gerek.
Alkollü araç kullanmayı artık söylememek bile gerekir çünkü %40 artan bir risk olduğunu biliyoruz. Tüm bu önlemleri biliyoruz ama uygulamıyoruz.
Bana bir şey olmaz demeden araç kullandığımız, kayıpların ve yaralanmaların olmadığı iyi bir bayram olsun.
Suat Ayöz Trafik Mağdurları Derneği